• facebook-square
  • Twitter Square
  • Instagram - Black Circle
  • Linkedin
  • Youtube

© 2019 by Merve Cirisoglu Cotur

[TR] Star'da bir röportaj

January 13, 2019

 

 

Savaş mağduru yetim bir çocuğun hikâyesini konu alan The Box animasyonu ile 44 ulusal ve uluslararası ödüle layık görülen Merve Çirişoğlu, dezavantajlı çocukların seslerini duyurmaya çalışıyor. “Mağduriyet yaşayan insanların problemlerinin çözümüne katkı sağlayacak eserlere çok ihtiyacımız var.” diyen Çirişoğlu, İyilikhane Çocuk Derneği ile de yetim ve ihtiyaç sahibi çocuklara yardım eli uzatıyor.  

 

Animasyon yönetmeni ve yapımcısı olan Merve Çirişoğlu, Boğaziçi Üniversitesi Eğitim fakültesinden mezun. Küçük yaşlardan beri çizimler yapan Çirişoğlu, Kitap Ayracı Projesi için yaptığı tasarımlar sevilince, animasyon ve illüstrasyona tekrar yöneliyor. Animasyon alanında yapacaklarının insanlığa faydalı olacağı düşüncesiyle, mezun olduktan sonra kendi çabalarıyla animasyon yapmayı öğreniyor. Yaptığı çalışmalarla Londra’daki üniversitelere başvurusu kabul edilen Çirişoğlu, University of the Arts London’da animasyon yönetmenliği eğitimi alıyor. Animasyonu iyiliği yaymakta bir araç olarak gören yönetmen, mülteci çocukları anlattığı The Box filmi ile büyük başarı yakalıyor. 240 uluslararası film festivalinin özel seçkisinde yer alan The Box; “Büyük Ödül”, “En İyi Animasyon Ödülü”, “Jüri Özel Ödülü” gibi 44 ödüle layık görülüyor. Mülteci çocukların sesini dünyaya duyurmaya çalışan ve ihtiyaç sahibi yetimlere yardım eli uzatan Merve Çirişoğlu, 2011 yılından beri aktif olarak çeşitli sosyal sorumluluk projeleri içinde yer alıyor ve İyilikhane Çocuk Derneği ile de çalışmalarını sürdürüyor. Çirişoğlu ile hem yardım faaliyetlerini hem de animasyon çalışmalarını konuştuk.

 

Star Gazetesi'nde yayımlanmıştır. Merve Yılmaz Oruç'un haberi. 13.01.2019

 

- Animasyona ilginiz ne zaman başladı? Nasıl bir eğitim aldınız?

 

Resim ve animasyona ilgimin 5-6 yaşlarında başladığını hatırlıyorum. Fırsat bulduğum her an, sevdiğim çizgi film karakterlerinin resimlerini defterime çizerdim. Kendi kahramanlarımı oluşturup onlar üzerinden hikâyeler yazardım. Çizgi film yapmak hep hayalimdi ancak o zamanki şartlardan ötürü “hobi” olarak kalması gerekiyordu. Lisede, sevdiğim diğer alan olan matematik eğitimine yöneldim ve üniversite tercihlerinde bu bölümü yazmaya karar verdim. Üniversite yıllarında başlattığım, sonrasında İyilikhane Çocuk Derneği’ne dönüşen Kitap Ayracı Projesi için yaptığım tasarımlar sevilince, animasyon ve illüstrasyona ilgim tekrar canlandı ve bu işi profesyonel olarak yapmaya karar verdim. Londra’da Animasyon bölümünde yüksek lisansımı tamamladıktan sonra burada kendi işimi kurdum.

 

- Animasyon sizin için fikirlerinizi aktarmada bir araç mıdır?

 

Animasyon, sahip olduğumuz pek çok araçtan sadece biri. İyiliği yaymak için, kalplere umut ve merhamet ekmek için, eğlenmek için, öğrenmek için… Ancak her aracın kendine has bir dili var. O dili yakalamak ve bazı ideolojik kaygılarla kullanılan didaktik üsluptan kaçınmak gerektiğini düşünüyorum.

 

- Animasyon zor bir iş. Sadece teknik bilmek yeterli değil sanırım. Çizimleri yaparken nelerden ilham alıyorsunuz?

 

Animasyon uzun soluklu, meşakkatli ve geniş bir ekip isteyen bir iş. Ekibin hangi parçasını tamamladığınızla bağlantılı olarak uzmanlık alanınız ve sahip olmanız gereken birikim farklılaşıyor tabi. Ben yönetmenlik ve yapımcılıkta kendimi yetiştirmeye ve iyi işler çıkarmaya gayret ediyorum. Ancak hangi pozisyonda olursak olalım animasyon prensiplerini bilmemiz, temel sanat eğitimlerini almış olmamız ve iyi bir gözlem yeteneğine sahip olmamız gerekiyor. Çevremizde şahit olduğumuz bir diyalog, tanıştığımız bir çocuk, karşımızdaki dala konan bir kuş, gece gökte asılı duran ay, ruhumuzu derinden sarsan bir fikir, bir film, bir beste; bakmayı bildikten ve sevdikten sonra her şey ilham kaynağı bizim için.

 

- Bazı ülkelerde çocuklara yönelik animasyon atölyeleri düzenliyorsunuz...

 

Batum’daki uluslararası animasyon festivalinden jüri üyeliği için bir davet almıştım. O vesileyle festivale katıldım ve çocuklarla da atölye çalışmamda bir araya geldik. Girit’te de yine bir film festivali kapsamında The Box’u sunmak, arka planını anlatmak ve mülteci çocuklarla animasyon atölyeleri yapmak üzere davet ettiler. Her iki programda da çocuklarla çok eğlenceli vakit geçirdik. Afrikalı çocuklarla buluşmamız ise Zanzibar’daki Vassalam Vakfı’nın çalışmaları vesilesiyle oldu. Orada yetim çocuklar için yapılan faaliyetlere eşim ve bir arkadaşım ile birlikte katkı sunmak istedik. 10 günlük bilim, animasyon ve müzik atölyeleri için ders programı hazırladık ve uyguladık.

 

- ­Üniversite dönemlerinden beri sivil toplum faaliyetleri de yürütüyorsunuz. İyilikhane Çocuk Derneği'nin çalışmaları ne durumda?

 

İyilikhane çatısı altında, çoğunluğu üniversiteli gençlerden oluşan 3,000’i aşkın gönüllüyle birlikte yetim ve ihtiyaç sahibi çocuklar için 2011’den beri çalışmaya devam ediyoruz. Malavi’deki yetimhanemiz ve Patani’deki okulumuzun ardından, geçtiğimiz baharda Bangladeş’te üçüncü kalıcı eserimiz olan büyük bir yetimhanenin açılışını gerçekleştirdik. Şu anda İstanbul’daki çocuklar için planladığımız eğitim ve rehabilitasyon projemiz için çalışıyoruz. Ayrıca gıda ve kıyafet gibi düzenli ve dönemsel yardımlarla bağışçılarımızın emanetlerini yerine ulaştırıyoruz.

 

- Yeni çalışmalarınız ve projeleriniz var mı?

 

Geçtiğimiz hafta animasyon filmimdeki karakterlerin gözünden kafiyeli bir dille kaleme aldığım bir çocuk kitabım çıktı: Karton Kutu.  Bir süredir de gerçek bir hikâyeden beslenen başka bir kısa animasyon filmini hazırlamakla uğraşıyorum. Bununla birlikte Yusuf İslam ile çalışıyorum. Kendisinin çocuklara yönelik çalışmalarının yapımcılığını ve projelerinin sanat danışmanlığını yapıyorum. Ramazan’da çocuklarla buluşmasını umduğumuz güzel çalışmalar var.

 

SİYASİ MESAJ İÇERMEYEN YAPIM ÇOK AZ

 

- Derneğinizde de animasyonlarınızda da dezavantajlı çocuklar için çalışıyorsunuz. Katıldığınız festival ve programlarda mültecilik konusuna olan ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

İngiltere, Amerika, İtalya, Yunanistan, Gürcistan, Pakistan ve İspanya’daki film festivallerine bizzat katılma imkânı bulabildim. Festival katılımcılarından ve seyircilerden mültecilere karşı duyarlı, sahip olduğu imkânla yardım faaliyetlerinin içerisinde olan, “Elimden daha fazla ne gelir?” sorusunun samimiyetle karşılığını arayan çok kişi tanıdım. Bununla birlikte çokça siyasi tartışmaya ve propagandaya da şahit oldum. Festival ve programlarda konu her ne kadar bir insani kriz olarak ele alınmaya çalışılsa da herhangi bir siyasi mesaj gütmeksizin, çocukların gözünden hazırlanmış bir yapım yok denecek kadar az maalesef. Mağduriyet yaşayan insanların acılarına ve mahremiyetlerine saygı gösteren, problemlerin çözümüne katkı sağlayacak eserlere çok ihtiyacımız var.

 

BİR KUTU İÇİNE SIĞAN HAYAT

 

- “The Box” animasyon filminizden çok güzel dönüşler aldınız. Bize kısaca bu filmin çıkış öyküsünden ve ne anlattığından bahseder misiniz?

 

The Box animasyonu, savaş mağduru yetim bir çocuğun ve kedisinin hikâyesini konu alıyor. Filmin başında kutu, mutlu bir çocuğun oyuncağı iken, sonra onun gerçek evi, korunağı ve en nihayetinde onu umuda doğru taşıyan bir bot haline geliyor. Bu, maalesef sadece bir hayal gücü ürünü değil. Bazı mülteci kamplarında gerçekten de karton kutudan başka yatacak bir yeri olmayan çocuklar görüyoruz. Böyle bir hikâyenin kalbime düşmesi 2011'e dayanıyor. Yetimlerle ilgili yaptığım çalışmalar, birlikte vakit geçirdiğim çocuklar, okuduğum raporlar, gördüğüm fotoğraflar içimde çok şey biriktirdi. Çocukların yaşadıklarını onları bir tüketim malzemesine dönüştürmeden, acılarını normalleştirmeden nasıl anlatabileceğimi düşündüm. Bunun ilk meyvesi olarak The Box, 6 aylık bir emekle ortaya çıktı.

 

13.01.2019

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Search by Tags
Please reload

Recent Posts

September 14, 2018

August 16, 2017

Please reload